SİYASET
Giriş Tarihi : 22-03-2021 15:39   Güncelleme : 22-03-2021 15:39

“Türkiye’de değiştirilmesi gereken Erdoğan’ın şahsım hükümetidir”

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Sözcüsü Faik Öztrak düzenlediği basın toplantısında İstanbul Sözleşmesi’nden, Merkez Bankası Başkanı’nın değişmesi ve dün gece Türk Lirası’nın aşırı değer kaybetmesi hakkında açıklamalarda bulundu.

“Türkiye’de değiştirilmesi gereken Erdoğan’ın şahsım hükümetidir”

Merkez Bankası Başkanı’nın değişmesi sonrası doların ani ve hızlı yükselişini değerlendiren Faik Öztrak ” Erdoğan; “Başınıza damat kadar taş düşsün” diyerek, beddua etmişti. Bedduası tuttu, Ne yazık ki milletin başına, damat kadar taş düşmüştür. Bunun sorumlusu da Erdoğan’ın kendisidir. Artık Türkiye’de değiştirilmesi gereken, Merkez Bankası Başkanları, Hazine ve Maliye Bakanları değildir. Değiştirilmesi gereken, milletin sesini değil, sadece yandaşının sesini dinleyen, metal yorgunu, beyin ölümü gerçekleşmiş, Erdoğan’ın şahsım hükümetidir.” ifadelerini kullandı.

Faik Öztrak ‘ın açıklamalarından öne çıkan ifadeler:

Erdoğan şahsım hükümeti elinde, gün geçmiyor ki devlet krizi yeni bir zirve yapmasın. Ekonomideki yangına benzin dökülmesin. Yönetilemeyen salgın her gün daha da azmasın. Tüm bunlara bağlı olarak da, Milletimiz, Erdoğan’ın şahsım hükümetinin elinde, Görülmemiş bir buhranı yaşıyor. Dünya siyaset tarihinden öğrendiğimiz bir gerçek var. Bir yönetimin kibri artarsa, zulmü de artar. Anadolu irfanının buna bakış açısı ise son derece açıktır. Zulmü artanın, zevali de yakındır. Kibrinin esiri olmuş Erdoğan şahsım hükümeti elinde Türkiye, yönetilmiyor, Oradan oraya savruluyor.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti ucube rejim elinde anayasal bir devlet olmaktan çıkmıştır. Kağıt üstünde anayasalı bir devlet haline gelmiştir. Keyfilik, kuralsızlık had safhadadır. Milletimiz Cuma geceleri, Huzur içinde yastığa baş koyamamaktadır. Ülkemiz, her Cumartesi yeni bir kargaşaya, Yeni bir kaosa uyanmaktadır. Geçtiğimiz hafta sonu da, sabah uyandık, Resmi Gazete’ye bir baktık. Bir el ülkenin altını, üstüne getirmek için, elinden geleni ardına koymamış.

Bir de hafta içinde yaşadıklarımız var. Erdoğan vesayeti altındaki Meclis Başkanını, Ve vesayeti altındaki yargıyı araç olarak kullandı. Bir milletvekilinin vekilliğini düşürdü. Sonra da Anayasa Mahkemesi’ne bir parti için kapatma davası açtırdı. İttifakın küçük ortağının ağzına bir parmak bal çaldı, Sarayın sadık bekçisinin kongresinde elini güçlendirdi. Hafta sonu kendi partisinin kongresine giderken, bir parmak balı da partisinin içinde çeşitli kanatların içine çalmayı da unutmadı.

“4,5 AY ÖNCE ATADIĞI MB BAŞKANINI GECE YARISI KURBAN ETTİ”

10 yıl önce, Kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek için hazırlanan, İstanbul Sözleşmesi’ni feshetti. Yetmedi, ‘faiz sebep, enflasyon sonuç’ safsatasına İdeolojik körlükle inanan kesimleri memnun etmek için, 4,5 ay önce atadığı Merkez Bankası Başkanı’nı bir gece yarısı kurban etti. Faizleri sanki kendisinden habersiz artırmış gibi, Başkanı görevden aldı.

Böylesine keyfi bir yönetim, Dünyanın neresinde var? Dünyaya pes dedirten Bu tür ucubelikler ancak, cumhur ittifakının, adını cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi koyduğu, ucube tek adam vesayet rejiminde olur.

İyi işleyen demokrasilerde tek bir kişinin imzasıyla, Meclisin yetkileri gasbedilmez. İyi işleyen demokrasilerde, Milletin kahir ekseriyetiyle inatlaşılmaz. Sırf kendi ideolojik tabanını tatmin etmek için, tek adam iradesiyle, Kadınlar, çocuklar, şiddet karşısında korumasız bırakılmaz. İyi işleyen demokrasilerde yöneticiler “emin” olur. Milletin istikbalini ve ikbalini parti kongrelerine meze yapmaz.

Sürekli çark etmez. Ama ne yazık ki, Kibir ittifakının kendi ikbali söz konusu olunca, Milletin refah ve huzurunun hiçbir kıymeti harbiyesi kalmıyor. Erdoğan’ın kendisinin ve ortağının parti kongrelerinde, Ellerini rahatlatmak için yaptığı bu operasyonlar, Milletimize çok ağır bedeller ödetiyor.

“PİYASALAR YANGIN YERİNE DÖNDÜ”

Dün gece yarısından itibaren piyasalar, bir kez daha yangın yerine döndü. Dolar Asya piyasalarında 8 lira 40 kuruşu gördü. Kamu Bankalarının Hazine birimleri 4,5 ay aradan sonra, yeniden fazla mesaiye başladı. Piyasalara damat usulü arka kapıdan müdahale söylentileri yeniden konuşulmaya başladı. Faizi yüzde 17’den, yüzde 19’a çektikten 2 gün sonra TL’nin tek bir günde dolar karşısında yüzde 10’un üzerinde değer yitirmesine sebep olmak, yüksek faizle milleti ezerken TL’yi pul etmek, milleti pahalılığa ezdirmek gerçekten görülmemiş bir beceriksizliktir. Bunun sorumlusu Erdoğan’ın şahsım hükümetidir.

10 Temmuz 2018’de göreve başlayan Erdoğan şahsım hükümeti bugün 987’inci gününü doldurdu. 987 günde Erdoğan’a Merkez Bankası Başkanı dayandırmak mümkün olmadı. Erdoğan en son bu hafta sonu 4’üncü Merkez Bankası Başkanını da atadı. Yani her 246 günde bir bu ülkede Merkez Bankası Başkanı değişti. Son başkan sadece 132 gün koltuğunda oturabildi.

Erdoğan ilk başkanı faizi indirmediği için haletti, 2’inci başkanı faizi arttırmadığı için, 3’üncü başkanı faizi arttırdığı için, 4’üncü başkanı da faizleri indirsin diye getirdi. Ama bu başkan ilk toplantısında ‘yakın zamanda faiz indirimi yok’ mesajı verdi. Yetmedi görevden alınan Naci Ağbal’ın bıraktığı yerden işe devam edeceğini söyledi.

12 Mart itibariyle Merkez Bankası’nın döviz bilançosu 43 milyar dolar açık veriyor. Sayelerinde Merkez Bankası’nın kasasında kendine ait döviz kalmadı. Hepsi emanet. Eğer bugün kamu bankaları eliyle, arka kapı operasyonlarıyla, eldeki emanet rezervlerde yakılıyorsa bunu nasıl yaptığını kamuoyuna açıklamalısınız. Eğer açıklamazsanız bugün satılan dolarları da 128 milyar doları üzerine koyar hesabını sorarız.

Bugün döviz piyasasındaki yangın, Milletimizin cebini yakıp, kavuruyorsa, Sebebi kayınpeder damat ikilisinin Emsali olmayan beceriksizlikleridir. Biz buharlaşan 128 milyar doların hesabını sordukça,

Erdoğan; “Başınıza damat kadar taş düşsün” diyerek, beddua etmişti. Bedduası tuttu, Ne yazık ki milletin başına, damat kadar taş düşmüştür. Bunun sorumlusu da Erdoğan’ın kendisidir.

Artık Türkiye’de değiştirilmesi gereken, Merkez Bankası Başkanları, Hazine ve Maliye Bakanları değildir. Değiştirilmesi gereken, milletin sesini değil, sadece yandaşının sesini dinleyen, metal yorgunu, beyin ölümü gerçekleşmiş, Erdoğan şahsım hükümetidir.

TÜİK’İN İŞSİZLİK VERİLERİ

Bu sabah açıklanan 2020 yılı işgücü ve istihdam verileri de, bunu açıkça göstermiştir. Bir ekonomi yönetimin başarısı, şalışmak isteyen yurttaşlarına ne kadar iş verebildiğiyle ölçülür. Bıraktık yeni iş vermeyi, Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti son iki yılda işi olan yurttaşlarımızın işini elinden aldı. Böyle bir durumla daha önce hiç karşılaşmadık.

2020’de iş, güç sahibi olan, 650 bini erkek, 618 bini kadın, toplam 1 milyon 268 bin yurttaşımız işini kaybetti.

Son iki yılda işini kaybeden yurttaşlarımızın sayısı ise, 1 milyon 926 bin kişiye ulaştı.

2020’de iş gücüne dâhil olmayan ama iş bulsam çalışırım diyenlerin sayısı ilk kez, resmi işsiz sayısını geçti.

‘İş bulsam çalışırım’ diyenler, eksik ve yetersiz çalışanlar, mevsimlik çalışanlarla beraber, gerçek işsiz sayımız, 2020’de 2 milyon 312 bin kişi artarak, 10 milyon 287 bine ulaştı. Bu tarihimizde görülmemiş kötü bir rekor.

Gerçek işsizlik oranı, 2020’de 6 puandan fazla artarak, yüzde 29,2’ye sıçramış. Bu da berbat bir rekor

Sayın Erdoğan eseriniz ortada. 24 Haziran seçimlerinden önce, “24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şunla, bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz” dediniz. Faizin, doların bugün nerelere geldiğini gördük. Türkiye dünya üzerinde, en yüksek faiz uygulayan 7. Ekonomi oldu.

Koskoca ülke, George Orwell ’in “1984” romanına döndü. Tıpkı romandaki gibi, dün kara denen bugün ak, dün dost denen, bugün düşman oluveriyor. Erdoğan’ın koltuğunu korumak için her şey mubah. Koltuk için harcamayacağı hiçbir kişi, söz, ilke, değer yok. Koltuk onda kalsın da, ülke varsın yansın. Umrunda bile değil.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN FESHİ

Erdoğan, 10 yıl önce ne diyor? “Kadına şiddet, artık bir insan hakları ihlali. Sözleşme Türkiye’nin öncülüğünde hazırlandı.” İstanbul Sözleşmesi imzalandıktan sonra yapılan bu paylaşım.

İstanbul Sözleşmesinin terk edildiği gün, Tüm dünyaya şu mesajı verdi: “Kadına şiddet, artık insan hakları ihlali değildir.” Artık kadınlara, çocuklara şiddet uygulamak caizdir.

İstanbul Sözleşmesi’nin temel amacı neydi? Kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetten arınmış bir Avrupa yaratmak. Kadın cinayetleri ve kadına şiddet, toplumumuzun her kesiminin kanayan yarasıdır. Töre, namus, kıskançlık, adına ne denirse densin. Hiçbir kadın cinayeti mazur görülemez.

Ama sadece son 10 yılda, ülkemizde 3 bin 116 kadın cinayete kurban gitti. Caniler kadınların hangi partiye mensup olduğuna bakmadı. Yine bu yılın ilk iki ayında 51 kadın cinayeti yaşandı.

Grafiğe göre; Türkiye’de her 100 kadından 38’i, yaşamının bir döneminde, eşinin, sevdiğinin şiddetine maruz kalmış.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’na üye, 37 ülke var ve Türkiye, kadına şiddet konusunda birinci sırada. Bu tabloya bakıp, hepimiz utanmalıyız.

Ama en çok da, bu ülkeyi 19 yıldır yönetenler utanmalı. Türkiye, İstanbul Sözleşmesini imzalayan ilk ülkedir ve bu sözleşme parlamentomuzdan oy birliğiyle geçmiştir. Tüm partiler bu sözleşmenin şerefine, onuruna ortak olmuştur.

Bugüne kadar 45 ülke bu sözleşmeyi imzalamış, imzacı ülkelerden 34’ü Parlamentolarından onay almıştır.

İstanbul, böylesine anlamlı bir uluslararası sözleşmenin isim babasıdır. Dünya üzerinde kendi şehrinin ismiyle anılan ve ilk imzacısı olduğu bir sözleşmeden bu şekilde ayrılan başka bir ülke var mıdır bilemiyoruz.

Ama bugünden sonra kadına şiddet ve aile içi şiddet nedeniyle mağdur olacak, tacize, tecavüze uğrayacak, şiddet nedeniyle yaşamını yitirecek her kadının, her çocuğun vebalinin, Erdoğan Şahsım Hükümetinin omuzlarında olduğunu biliyoruz.