Kahramanmaraş… Adı bile tarih kokar, cesaret kokar, destan kokar. Bir şehrin taşında, suyunda, dağında ve insanında bu kadar çok zenginlik bir araya gelir mi? İşte gelir! Çünkü bu memleket bizim.

Bu topraklar, Sütçü İmam’ın kurşunuyla özgürlüğün ateşini yakan, Maraşlı anaların ninnisinde bile vatan sevgisini büyüten topraklardır. Burada güneş, sabahları Ahir Dağı’nın eteklerinden doğar; akşamları ise Ceyhan’ın serin sularına akşam kızıllığını bırakır. Her gün, bir başka tablo, bir başka şiir…

Doğa desen, bambaşka bir cennet! Başkonuş’un serin yaylaları, Yavşan’ın mis kokulu çam ormanları, Menzelet ve Kılavuzlu baraj göllerinin maviliği… Kanyonları, mağaraları, şelaleleriyle Maraş, Anadolu’nun gizli hazinesidir.

Tarih desen, kökleri derindir. Germenicia mozaiklerinden Kahramanmaraş Kalesi’ne, taş medreselerden hanlara kadar her köşe, bin yıllık hikâyeler anlatır. Burada yürürken, sadece adımlarını değil; ecdadın izlerini de takip edersin.

Kültür desen, sofradan başlar. Dünyanın başka neresinde dondurma kılıçla kesilir? Maraş biberi, tarhanası, çöreği, paçası… Her lezzet, şehrin damakla değil ruhla hatırlanan mirasıdır.

Ve en önemlisi: İnsanı! Maraşlı merttir, çalışkandır, vefalıdır. Birlik olur, zor günde omuz omuza verir. Depremde yıkılır ama diz çökmez; küllerinden yeniden doğar. Çünkü bu şehir, yalnızca taş ve topraktan ibaret değildir. Bir şehrin adı, aynı zamanda karakteridir. Maraş’ın adı “Kahraman”dır, bu milletin özü gibi…

İşte bu yüzden;

Bu dağ, bu su, bu gök, bu bayrak, bu türkü… Hepsi bizim!

Yan yana geldiğimizde güç oluruz, kol kola durduğumuzda kale oluruz.

Unutma dostum: Bu memleket bizim.