Bu şehirde bazı isimler vardır, parayla değil, kalbiyle, karakteriyle marka olmuş… Ahmet Davarcıoğlu onlardan biri.

Yıllar önceydi… Bir dostum, “Akdo diye bir tatlıcı var, baklavası efsane, fiyatı da çok iyi. Üstelik ürünler taptaze, sıcacık” diye anlata anlata bitiremiyordu. Bir gün özellikle yolumu düşürdüm, baklavasını aldım. O gün, Akdo ile tanışmamın ilk günüydü. Sonrası mı? Yıllarca alışveriş yaptım, her seferinde aynı kalite, aynı lezzet…

Sonra bir gün tanıştım Ahmet Davarcıoğlu’yla. Ardından kardeşim gibi gördüğüm Ali Davarcıoğlu’yla. İkisiyle de sohbetlerimiz, dertleşmelerimiz hep devam etti.

Ahmet Bey, öyle masa başında talimat veren bir patron değil. İmalathaneye girer, işçisinin yanına oturur, elini hamura bulamaktan çekinmez. Bir satış noktasıyla başlayan serüveni bugün dev bir markaya dönüştürdü. Ama bu başarı hikâyesinin altında yalnızca ticari zekâ değil, koca bir yürek var.

Şehirde hangi sosyal proje olsa, hangi kulüp desteğe ihtiyaç duysa, o hep orada. Ama farkı şu; bunu reklam olsun diye yapmaz. Sevmiyor.

Emniyete araç alınacak derler, hemen koşar… Tören günü gelir, en kenarda durur, protokolde yer kapma derdine düşmez. Tören biter, sessizce işine gider.

Sadece bu yıl, Büyükşehir Belediyesi Ağustos Fuarı’na ana sponsor oldu, ciddi bir destek verdi. Şimdi de şampiyonluk yolunda nefes arayan Kahramanmaraş İstiklalspor’un stadyumuna “AKDO Arena” adını vererek, kulübe büyük bir maddi katkı sağlıyor.

Dondurmanın başkentinde, herkes sessiz kalırken o yine elini taşın altına koyuyor. “Ben yaptım” diye bağırmıyor. Çünkü onun gözünde bu, reklam malzemesi değil, sosyal bir vebal. “Ben bunu yapmak zorundayım” diyor.

İşte bu yüzden Ahmet Davarcıoğlu’na bu şehir değer veriyor. İşte bu yüzden insanlar onu gerçekten seviyor.

Ahmet Bey… Senin samimiyetin, karakterin ve kalbin, bu memleketin markası. Seviyoruz senin o samimiyetini. İyi ki varsın. Sen reklamı sevmezsin bizde bari biraz seni anlatalım. Bilmeyen de biraz tanısın.