Her şeyin sahtesini gördük bu ülkede…

Sahte alkolle can verdik, sahte evrakla sınav kazandık, sahte biletle maça girdik.

Sahte polisle dolandırıldık, sahte savcıyla tehdit edildik, sahte trafik polisinden ceza yedik.

Sahte kimlikle adam öldürüldü, sahte veteriner hayvan katletti, sahte diş hekimi insan çenesini kırdı.

Sahte öğretmen çocuk yetiştirdi, sahte akademisyen kürsüde ahkâm kesti, sahte tıp öğrencisi hastanede staj yaptı.

Sahte gazeteciyle algı yapıldı, sahte avukatla dava kaybedildi, sahte mühendis binalara onay verdi…

Hatta…

 

Kadınları “cin çıkaracağım” diye istismar eden sahte hoca,

Denetlemeye giden sahte müfettiş,

Makbuz keserek bağış toplayan sahte hayırsever bile gördük.

 

Yani bu ülke, gerçek yüzünü kaybetmiş maskeli balo gibi… Her köşede bir başka rol, her sahnede başka bir sahtekar.

 

Ama…

Tüm bu tabloya baktığınızda hâlâ “pes artık” demeyenler için yeni sezon açıldı.

Bu kez olan, aklı da, ahlakı da zorlayan cinsten:

Depremde hayatını kaybeden vatandaşların kimlikleri kullanılarak baroya sahte avukatlar kaydedilmiş!

 

Evet, yanlış duymadınız… Enkaz altında can verenlerin yerine, sahte avukatlar sisteme sokulmuş.

Yani birileri sadece kimlik değil, ölüleri bile istismar edecek kadar gözünü karartmış.

 

Sözde hukukçu…

Ama yaptığı şey, hakkı temsil değil, hakkı gasp etmek.

 

Peki kim bunlar?

Birilerinin tanıdığı mı?

Bir cemaatin, bir yapının torpillisi mi?

Bir siyasetçinin kontenjanından mı girdiler o listeye?

Kim bilir…

Ama daha önemlisi şu:

Kim izin verdi buna?

Kim denetlemedi?

Kim “bu kimlik gerçek mi, bu diploma doğru mu?” demedi?

 

Devleti temsil eden, kurumların başında olan, denetlemekle görevli olan herkes…

Ya bu işin ortağıdır,

Ya da o koltukta boş oturuyordur!

 

Yani bu ülke, artık sadece sahtekârların değil, sahtekârlara göz yumanların da ülkesi oldu.

 

Düşünün…

Ölülerin bile kimliğine göz dikilmiş bir sistemde,

Siz hâlâ “adalet var”, “hukuk işler”, “devlet denetler” mi diyorsunuz?

Kusura bakmayın…

Bu memlekette artık ne etik kaldı ne utanma duygusu.

Sahte olan sadece belgeler değil, vicdanlar da sahteliğe alıştı.

O yüzden artık kimse bize “Yeni Türkiye” masalı anlatmasın…

Bu sahte düzende gerçek olan tek şey, çürümüşlük.

Hani derler ya, “toplum bozuldu”…

Hayır efendim, toplum değil;

toplumun omurgasını ayakta tutması gereken yapı bozuldu!

Bu işin savcısı da, barosu da, bakanlığı da, YÖK’ü de, RTÜK’ü de…

Ya görevini yapmıyor, yada görevinin ne olduğunu bilmiyor...

Ve artık öyle bir noktadayız ki,

Bir ülkede sahte doktor ameliyat yapıyor,

Sahte mühendis bina çiziyor,

Sahte avukat mahkemeye giriyorsa…

Bize bir tane de sahte delikanlı lazım, işinin hakkını beren gerçeğini bulamıyoruz sahtesiyle idare edelim!!!