Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) ve şehir, defalarca farklı ve vahim konularla ülke gündemine geldiğinde kılını dahi kıpırdatmayan Eğitim-Bir-Sen; konu özel bir şirketin üniversite salonunda düzenlediği "Duman" konseri olunca, neredeyse rektörlük binası önünde açlık grevi yapacaktı.

Sendikanın yaptığı o "evlere şenlik" açıklamayı okuduğumda, satır aralarında tek bir mesaj gördüm: "Ankara duy sesimizi; ne olur beni rektör yapın!"

Görünen o ki; "savaşa giden yolda her yol mübahtır" mottosunu kendilerine şiar edinmişler. Zira Rektör adayı olduğu konuşulan Sendika Başkanı; KSÜ ile ilgili eleştirilmesi, düzeltilmesi ve üzerine gidilmesi gereken dağ gibi sorunlar varken, maalesef "siyasi yaranma" yolunu seçmiş.

Neredeydiniz?

Son 10 yıl içerisinde KSÜ sayısız skandal, iddia ve eleştiri ile çalkalandı. Hafızamızı tazeleyelim; bu olayların hiçbirinde sizi sahada göremedik:

• Üniversite ile ilgili narkotik ilaç soruşturmaları yapılırken, tek bir açıklama yapmadınız!

• Kampüs içinde öğrenciler birbirini linç ederken, bazı öğrenciler ölüm tehditleri alırken ortada yoktunuz!

• Yurt krizi patlak verip öğrenciler sokakta, parkta yatacak yer ararken sesiniz çıkmadı!

• Pandemi sürecinde üniversite eğitimiyle ilgili kaos yaşanırken yine sessizdiniz.

• Tüm Türkiye KSÜ’deki "sahte stent" meselesini konuşurken, sizden "gık" bile çıkmadı.

• Üniversitede kadrolaşma, "adama göre iş" ve liyakatsizlik iddiaları ayyuka çıktığında bir numaranızı göremedik.

• "Sahte Doçent" meselesi patladığında yine araziydiniz.

Gerçi sizin varlığınızla yokluğunuz arasındaki farkı anlamak zaten güç. Maalesef günümüzde bazı sendikalar, üyelerinin hakkını savunmaktan ziyade; yöneticilerinin şahsi ikbal ve koltuk hesaplarını güttüğü basamaklara dönüşmüş durumda. Köşe yazılarımı takip eden dostlar hatırlayacaktır; daha önce de Sağlık-Sen konusunu mahkeme kararlarıyla birlikte benzer şekilde gündeme getirmiştim.

Liyakat Değil, Sadakat Şovu

Demem o ki Sayın Başkan; öyle bir basın açıklaması yapmışsınız ki, metnin tepeden tırnağa her cümlesi "Lütfen rektörlüğü bize verin, bakın biz ne kadar hassasız" diye bağırıyor. Bu açıklama, bir sivil toplum duruşundan ziyade, siyasi bir "CV verme" çabasına, hatta açık bir "yağcılık" metnine dönüşmüş. Metninizde açıkça iktidar partisine çağrıda bulunarak, referans noktanızın akademi değil, siyaset olduğunu itiraf etmişsiniz.

Malum; artık bir makam ve mekan sahibi olmanın yolu liyakatten değil, "sadakatten" geçiyor. Arkanıza aldığınız siyasi rüzgar, akademik vizyonunuzdan daha değerli görülüyor.

Yıllarca her türlü sosyal etkinlikten ve konserden mahrum kalan Kahramanmaraş’ın yüzü, son dönemlerde üniversite salonunun profesyonel organizasyonlara kiralanmasıyla biraz olsun gülmüştü. Sayenizde o kapı da kapandı! Şimdi duyuyoruz ki üniversite salonları tüm etkinliklere kapatılmış.

Organizasyonları yapan şirketi tanımam etmem. Ancak şu bir gerçek ki; Kahramanmaraş’a gelmeyen, gelmeye çekinen sanatçıları ve etkinlikleri bu şehre getirdiler. Siz ise kendinizden başka kimseye faydanız olmadığı gibi; sırf rektörlük yarışında "ben de varım" demek için, bu şehrin gençlerinin nefes aldığı o güzel etkinliklerin de katili oldunuz.

Çok Güzel Hareketler Bunlar Neden Rahatsız Etmedi?

Bu vizyonsuzluk ve yasakçı zihniyetin üniversiteye katacağı tek şey küçülmek ve erimektir. Üniversiteleri şehirle bütünleştirmek, "şehir-üniversite" kaynaşmasını sağlamak varken; kampüsü halktan koparan bu kafanın KSÜ’ye verebileceği hiçbir şey yoktur.

Bu zihniyet yüzünden Kahramanmaraş dışlanmaya, ötekileştirilmeye ve taşra kalmaya devam ediyor. Bu şehri Türkiye’de "sosyal hayatı olmayan, istenmeyen şehir" haline getiren tam da bu bakış açısıdır. Bir sanatçı konser verdi diye şehir işgal edilmiş gibi yaygara koparmak, dar bir vizyonun ve geleceği okuyamayan bir idrakin ürünüdür.

Bakın, aynı üniversite salonunda Türkiye’nin en çok izlenen ekiplerinden "Çok Güzel Hareketler Bunlar 2" sahne aldı. Bu ekibin kurucusu ve hocası Yılmaz Erdoğan değil mi? Yılmaz Erdoğan’ın siyasi duruşunun veya dünya görüşünün, yaslandığınız siyasi kanatla zıt olduğu sır değil. Neden o gün çıkıp bir açıklama yapmadınız? Neden o zaman "hassasiyetleriniz" devreye girmedi?

Çünkü mesele "Duman" değil, mesele "konser" değil; mesele yaklaşan rektörlük atamaları öncesi "Ben buradayım" deme çabasıdır.

Sizin istediğiniz şu mu:

• Şehre kimse gelmesin!

• Şehirde etkinlik yapılmasın!

• Üniversite halktan tamamen kopsun!

• "Küçük olsun ama bizim olsun!"

Siz üniversiteyi, bilimi ve şehri bu mantıkla, bu şuurla (!) mı yönetmeye talip oldunuz?

Ne diyelim... Allah bu şehri vizyonsuz yöneticilerin eline düşürmesin, ama görünen o ki bizim sınavımız da bu.