Bir ülkenin temeli, sadece sınırları veya ordusuyla değil; o toplumu bir arada tutan ortak dili ve hukuk birliğiyle ayakta kalır. Son dönemde "ana dilde eğitim" maskesi altında gündeme getirilen talepler, masum bir hak arayışından ziyade, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşlarını yerinden oynatmayı hedefleyen tehlikeli bir sürecin parçasıdır.
Şunu çok net bir şekilde ortaya koymak gerekir: Ana dilde eğitim ısrarı, bölücülüktür.
Bir ülkede azınlıkların, devlet yapısının tamamını değiştirecek ve kamu düzenini sarsacak ayrıcalıklar talep etme hakkı yoktur. Eğer bugün bir gruba bu imtiyaz tanınırsa, yarın her grubun benzer taleplerle devletin kapısına dayanmasının önü açılır. Bu durumun sonu demokrasi değil, toplumsal kaostur.
Dünyadan "Çok Dillilik" İbretleri: Hak mı, Kaos mu?
Dünya üzerindeki uygulamalar, eğitim dilinde parçalanmanın devletleri nasıl birer "işlevsiz yapıya" dönüştürdüğünü açıkça kanıtlamaktadır:
• Belçika Modeli (Yönetimsel Felç): Dil temelli eğitim ve idari yapı, Belçika’yı dünyanın en uzun süre hükümetsiz kalan ülkelerinden biri haline getirmiştir. Farklı dillerde eğitim alan nesiller ortak bir paydada buluşamamakta, ülke federal bir çıkmazda bölünme korkusuyla yaşamaktadır.
• İspanya - Katalonya (Ayrılıkçılık Tohumları): Bölgesel dilde eğitim yetkisi, zamanla merkezi devlete meydan okuyan ve bağımsızlık referandumuyla ülkeyi bölünmenin eşiğine getiren bir ayrılıkçılık motoruna dönüşmüştür.
• Kanada - Quebec (Bitmeyen Kriz): Çift dillilik, ülkenin bir bölgesini sürekli bir "ayrılma tehdidi" unsuru haline getirmiş ve ulusal birliği sürekli bir gerilim hattına hapsetmiştir.
1071’den Bugüne Siyasi Gerçeklik
Burası Türkiye Cumhuriyeti! Anayasamızın 3. maddesi uyarınca devletin dili Türkçedir. 1071’den bu yana bu coğrafyanın demografik ve siyasi idaresi Türk milletindedir. Üstelik Türkiye’de her vatandaş; liyakatle milletvekilliğinden devlet başkanlığına kadar her makama gelebilmektedir. Ortada bir "hak mahrumiyeti" değil, tam aksine her ferde sunulmuş bir "fırsat eşitliği" vardır.
Vatandaşlarımız aile içinde veya sosyal hayatında istediği dili konuşabilir; buna kimse müdahale edemez. Ancak iş devletin eğitimine ve kamusal işleyişine gelince orada tek bir otorite ve tek bir dil vardır. Eğitim dilinden verilen her ödün, bir süre sonra toprak bütünlüğüne yönelen bir tehdide dönüşür.
Sonuç olarak; Türkiye’nin geleceği, farklılıkları bir potada eriten ortak dilimiz Türkçede ve üniter devlet yapımızda gizlidir. Bu yapıya zarar verecek, toplumu gettolara hapsedecek ve devleti temelinden sarsacak hiçbir adıma asla izin verilemez. Devletin dili birdir ve o dil Türkçedir!





